23 Nisan 2015 Perşembe

OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE İNFAK VE YARDIMLAŞMA KÜLTÜRÜMÜZ

OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE İNFAK VE YARDIMLAŞMA KÜLTÜRÜMÜZ

Bütün insanlar Allah nezdinde eşit yaratılmıştır. Buna mukabil sosyal toplum içerisinde eğitimli-eğitimsiz, bilgili-cahil, hasta-sağlıklı ve zengin-fakir gibi farklı nitelikteki tabakalar oluşmuştur. Bu farklılaşma toplum içerisindeki dengeyi sağlayan önemli bir unsurdur. Toplumun birbirini tamamlayıcı bir bütün olmasını sağlar. 
Toplumlar içerisinde iktisadi hayatın bir getirisi olan zengin-fakir ayrımı bireylerin sahip oldukları maddi güce göre varlık seviyelerini belirlerken İslam İnancı’ nda da ilahi bir sınavın kapılarını aralıyor bize. Zenginlik ve fakirlik durumlarını her ikisi de nice hikmetlerle dolu olarak insana verilmiş birer nimettir. Yüce Yaradan Ez-Zuhruf Suresi’nin 32. Ayet-i Kerimesinde toplumdaki iktisadi farklılıklar ile ilgili olarak şöyle buyuruyor:



‘‘Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.’’

Ayetten anlaşılacağı üzere herkesin rızkı farklı farklı taksim edilmiş. Böylece insan sosyal yardımlaşmaya teşvik edilmiştir. Bu teşvik zengin için de fakir içinde ilahi bir sınav mahiyetindedir. Zengin malını helal yollardan kazanıp, zekât ve sadaka vererek; infak, hayır ve hasenat ederek sahip olduğu servetin yoldan çıkarıcı gücüne itaat etmekten kurtulur. Fakir ise içinde bulunduğu yoksulluğu bir zillet gibi görerek isyan ve şikâyet etme, şükürden uzaklaşma ve yozlaşma gibi tehlikelerden kurtulmuş olur. İşte bu ilahi denge bütünün ayrılmaz birer parçası olan zengin ve fakirliğin varlığı ile vücuda gelir. 

Tarih boyunca bütün toplumlarda zengin ve fakirin manada zıt lakin mahiyette birbirine uyumlu iki tamamlayıcı unsur olduğu göz ardı edilerek bu iki iktisadi seviyenin birbiri içinde çatışma halinde olduğunu görürüz. Bu toplumlarda zengin tabaka fakirleri basit kişiler olarak addederek büyük bir kibir ile hor görüp aşağılamış; fakirler ise bu zengin tabakaya karşı kin, nefret ve haset duyguları beslemişlerdir.  Ancak bu vahim tablo İslam toplumlarında Hak dininin buyurduğu şekliyle toplum içerisinde yardımlaşmalar ile istisnai bir hal almıştır. İslam’ da zenginler fakirlerin horlanacak kimseler değil, onların hürmet gösterilecek birer bereket kaynağı olduklarını bilirler. Bu önemli husus bizatihi Hazret-i Peygamber (SAV) Efendimizden bizlere şu hadisle anlatılmak istenmiştir:  




“Allâh bu ümmete, zayıfların duâsı, namazları ve ihlâsları sebebiyle yardım eder.” (Nesâî, Cihâd, 43)

Osmanlı sosyal hayat içerisinde yardımlaşma Hadis-i şerifte buyurulan: ‘‘ İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır’’  düsturundan hareketle en güzel infak müesseselerinden olan vakıflar yoluyla hayat bulmuştur. Bu vakıflar Osmanlı toplumunu ayakta tutan ve yüz yıllar boyunca diğerkâm bir felsefeyle çözünmeden varlığını sürdürmesine vesile olan en mühim manevi dinamiklerdir. Osmanlı insanı bu hayır müesseselerinin kaynağını İslam’dan alarak Türkler’ i dünyanın en hayırlı ve insan sever milleti olmasını sağlamıştır*1.

İslam, toplumda en alt sınıftan en üst sınıfa kadar nizamı sağlayacak genel ve özel görevleri mesul kişilere sorumluluk olarak bildiren kusursuz bir sistemdir. Bu sorumluluklardan birisi de ‘‘İnfak’’ tır. Genel anlamda kişinin malı ve hatta canının Yüce Yaradan yolunda sunulması ve harcanması anlamına gelen İnfak Kur’ân-ı Kerîm’de yüzlerce yerde geçmektedir. 



Bakara Suresinin 3. Ayet-i Kerimesinde
‘‘O müttakiler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle ifa ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infak ederler.’’



Bakara Suresinin 215. Ayet-i Kerimesinde
‘‘Sana Allah yolunda kimlere ve ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: İnfak edeceğiniz mal anne baba, akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmış gariplere gidecektir. Hayır olarak daha ne yaparsanız Allah muhakkak onu bilir.’’



Bakara Suresinin 219. Ayet-i Kerimesinde
‘‘…..Bir de senden ne infak edeceklerini sorarlar. De ki: İhtiyacınızdan artanı harcayın. Böylece Allah size âyetlerini açıklıyor ki dünya ve âhiret hakkında düşünesiniz.’’


Bakara Suresinin 262. Ayet-i Kerimesinde
‘‘Mallarını Allah yolunda harcayıp da infaklarının ardından minnet etmeyenler, rahatsızlık vermeyenler yok mu, işte onların Rab'leri katında mükâfatları vardır. Onlara hiç bir endişe yoktur ve onlar üzüntü de duymayacaklardır.’’


Âl-i İmran Suresinin 92. Ayet-i Kerimesinde
‘‘Sevdiğiniz mallarınızdan Allah yolunda harcamadıkça "fazilet" mertebesine ulaşamazsınız. Bununla beraber her ne infak ederseniz, Allah mutlaka onu bilir.’’

Daha birçok surede infak ibadetine değinilerek bizlere ayrıntılı bilgi verilmiştir. Kuran-ı Kerim hem bu dünya yaşantımız hem de Ahiret yaşantımız için sayısız hikmetlerle dolu olan infak ibadetinin nasıl yapılması gerektiğini bize öğretiyor.

İnfakın kimlere yapılacağı Bakara Suresi’nin 2. Ayetinde belirtilmiş ve ana-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara yapılması gerektiği bildirilmiştir.  Tam bu noktada Kuran-ı Kerim bir hususa dikkat çekerek infak ibadetini kendi menfaatleri doğrultusunda sömürmek niyetinde olabilecek dolandırıcı nitelikli insanlara karşı bizleri uyarıyor. Bakara Suresi 273. Ayet’ te belirtildiği üzere yardım yapılacak kişilerin, kendilerini Allah yoluna adamış, iffetlerinden dolayı dilenmeyen ve arsızlık etmeyen ve hatta bu vasıfları nedeniyle fakir olduklarını bile fark edemeyeceğimiz erdemli kimseler olduğu bildirilmiştir.

İslam, ihtiyaçlarımızdan arta kalan kadar infak edebileceğimizi söyleyerek ne kadar sorusunun cevabını verir. Surelerden anlaşıldığı üzere gereksinimlerimizden arta kalanın iyi nitelikte olanlarından ve sevdiğimiz varlıklarımızın arasından seçtiklerimizden sadece Allah rızası için, yardımda bulunduğumuz gerçek ihtiyaç sahibi ve dolandırıcı olmayan kişiyi rencide etmeyecek bir edeple infak etmemiz bizlere öğütleniyor.

İnfak ibadeti Allah’a borç vermek mahiyetinde olan bir maddi ibadettir. Allah’a borç vermek kavramı ilk duyulduğunda kulağa tuhaf belki de kabul edilemez gibi geliyor. Ancak Bakara Suresi 245. Ayet’ te 



‘‘ Kim Allah’a güzel bir borç verir ise, Allah da ona (verdiği şeyi) kat kat fazlasını ona geri öder’’ 

şeklinde buyrulmuştur. Bu ayetten ve bu borç vermek kavramından anlaşılması gereken Allah nezdinde infak etmenin büyük bir öneme sahip olduğudur. Haşa Allah bizim vereceğimiz borca ihtiyaç duymaz elbette, lakin bu ayetiyle bizi ihtiyaç sahiplerine infak etmeye teşvik ediyor. Ve kendi zatına borç mahiyetinde verilen olarak gördüğü bu yardımın karşılığında da dünyada da ahirette de karşılığını bizlere kat ve kat daha fazla olarak vereceğini söylüyor. Bakara Suresi 261. Ayet’ te bu vaadi şöyle bildirmiştir bizlere: 


‘‘Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tane olmak üzere, yedi başak bitiren bir tek tanenin durumu gibidir.(Bilesiniz ki) Allah dilediğine kat kat verir.’’ 

Sadece Allah! İbadet amacıyla bildirilen koşullara uyularak yapılan infak derin bir edep ve geniş bir hassasiyet ile yapılmalıdır. Aksi halde Bakara Suresi 264.Ayet’ te bildirildiği üzere :

‘‘Ey iman edenler insanlara gösteriş olsun diye infak edip sonra minnet ve basa kakmayla sadakalarınızı geçersiz kılmayın.’’ 

yapılan infak geçersiz hükmüne düşebilir. Gösteriş için yapılan infak, başa kakılarak yapılan infak ve ihtiyacımızdan arta kalan varlığımızdan bile olsa kendimiz için beğenmediğimiz değersiz mallardan yapılan infak geçersiz hükmündedir. 

Osmanlı Devleti’nde özellikle padişah, hanedan üyeleri, yüksek makamlı memurları, halkın içinden ileri gelen seçkin kimseler bir kısmı hayır eseri bir kısmı da hayır eserine gelir sağlayan mülk olarak yapılan vakıflar kurarak infak ibadetini büyük bir titizlikle yapmışlardır. Günümüzdeki devlet yapılarında sosyal güvenlik kurumlarının üstlendiği görevi Osmanlı toplumunda devlettin idaresi olmaksızın bu vakıflar üstlenmişlerdi. Devlet ise bu vakıfların korunası için önlemler almış ve birçok gelir kaynağını bu vakıflara yönlendirerek toplumdaki nizamın temin edilmesini sağlamıştır.

Osmanlı toplumu İslami geleneğin çatısı altında Kuran-ı Kerim’ in ışında bu sosyal yardımlaşma yapısı sayesinde büyük savaşlar ve kıtlık dönemleri dışında bolluk içerisinde yaşamış bir millettir. Vakıflar, hastaneler, imaretler, kervansaraylar, türbeler, infak-zekat-sadaka gibi dini ibadetlerin yapılmasıyla naif bir yardımlaşma kültürünün olduğu yüksek refah düzeyinde yaşayan bir toplumun mirasçısı olan bizler de bu örnek alınacak kültürün kanatları altında atalarımızın izinden gitmeliyiz. Bu yardımlaşma bilincini yüreğinde hisseden günümüzün değerli şairlerinden Abdullah Yaşar Erdoğan’ın kaleminden mısralara infak ibadetinin geniş mahiyeti ve bütün güzelliği işte şöyle dökülmüş:


İNFAK

İnfak! ...
Kur’ân; üçüncü olarak infakı sayar,
Bir ve de iki de, iman ve namaz var,
Cenab-ı Allah, insanı mal ile sınar,
Allah için vermenin de adıdır İNFAK...

İnfak! ...
İnsanlar, mal ve canlarıyla sınanırmış,
Mal sınavını geçemeyen sınıfta kalmış,
Can sınavına da hak kazanamazmış,
Mal sınavını vermenin adıdır İNFAK...

İnfak! ...
Farz olanı zekât, nafilesi tasadduk,
Allah için verince gelmek mutluluk,
Varlıkta vermeyenler, nasıl bilsin yokluk?
Kırkta bir olsa da verme adıdır İNFAK...

İnfak! ...
İnsan, sahibi olduğundan verebilir,
Sahipken vermezsen, o mal senin değildir,
Elindeki ola mal senin sahibindir,
Allah yolunda harcama adıdır İNFAK...

İnfak! ...
Kırkta biri vermekte yeter denmiş,
Sahabe; “Zekatü’l-Bahil: Cimri zekât” dermiş,
Asr-ı Saadet’te beşte bir verilirmiş,
İki de bir vermenin de adıdır İNFAK...

İnfak! ...
Verince, azalacak sanıp yanılmayın,
Verilenler Allah içindir unutmayın,
Cenab-ı Hakk, bire on verecek inanın,
İman ve namazdan sonra gelendir İNFAK...

İnfak! ..
Vahiy, Allah için vermeyi öğretmekte,
Hz. Peygamber’le bizlere öğüt vermekte,
Kişi malına Allah’ı ortak etmekte,
Allah yoluna harcama adıdır İNFAK...

İnfak! ...
Ortağı Hakk olanın sırtı yere gelmez,
O’nun vereceğini de, hiçbir kul vermez,
Bolluk ve darlıkta seni asla terk etmez,
Allah için çalışmanın adıdır İNFAK...

Allah adına vermek, insana yakışır,
Hem dünya, hem ahiret, insanla barışır,
Var iken vermeyen, şeytanla arkadaştır,
İyilik-ihsana yeter olmaz yiğidim....

Vermek güzel olmasaydı, ashap vermezdi,
Onlar ki; malının tamamını verendi,
Allah yolunda, bundan dolayı yükseldi,
Asalet, insanın meyvesidir yiğidim...

Biriktirip harcamamak, şeytandan gelir,
Melun şeytan, cimri olmaya özendirir,
Cenab-ı Hakk, Kur’ân’da infakı bildirir,
Allah veren kulunu çok sever yiğidim...

(Abdullah Yaşar ERDOĞAN)







Sinem KARAKOCA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder